loader image

OSMANLI TEŞKİLATI GENEL BAŞKANI DR. MEHMET ALİ ARSLAN: “MAKAMI BÜYÜTEN KOLTUK DEĞİL, O KOLTUĞA OTURAN İNSANIN ADALETİDİR!”

“DEVLETİN GÜCÜ, YÖNETİCİLERİNİN MAKAMLARINDA DEĞİL, ADALETİNDEDİR”

Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Mehmet Ali Arslan, devlet geleneği, kamu yönetiminde liyakat, yöneticilerin sorumlulukları ve makam ahlakı üzerine yaptığı değerlendirmede, tarih boyunca devletlerin yalnızca dış tehditlerle değil, kendi yönetim anlayışlarında ortaya çıkan bozulmalarla da karşı karşıya kaldığını ifade etti.

Arslan, bir devletin ayakta kalmasını sağlayan temel unsurların güçlü kurumlar, adaletli yöneticiler, liyakate dayalı görevlendirmeler ve vatandaşın devlete duyduğu güven olduğunu belirterek, Osmanlı devlet geleneğinden günümüze önemli dersler çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Arslan açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Bir insanın önüne makam odası koyabilirsiniz, makam aracı verebilirsiniz, kapısına korumalar dizebilirsiniz. Fakat bütün bunlar o insanı büyük bir yönetici yapmaya yetmez. Çünkü makam insanı büyütmez; insan sahip olduğu ahlak, bilgi, vicdan ve adaletle makamın itibarını yükseltir.

Bir makamın büyüklüğü kapısında bekleyen insanların sayısıyla değil, o kapıdan umudunu kaybetmeden ayrılan insanların sayısıyla ölçülmelidir.”

“OSMANLI’DA DEVLET ADAMLARINI YETİŞTİRMEK BİR GELENEKTİ”

Osmanlı devlet yönetiminde Enderun Mektebi gibi kurumların yönetici yetiştirme konusunda önemli bir rol üstlendiğini hatırlatan Arslan, devlet adamlığının yalnızca unvan elde etmekten ibaret görülmemesi gerektiğini belirtti.

“Osmanlı’da devlet adamı yetiştirmek, uzun yıllara dayanan bir eğitim ve tecrübe meselesiydi. Elbette tarihimizin her döneminde kusursuz bir yönetimden söz edemeyiz. Ancak geçmişten almamız gereken önemli derslerden biri, devlet yönetiminin bilgi, disiplin, tecrübe ve sorumluluk gerektirdiğidir.

Bugün de devlet kurumlarımızda görev üstlenen insanların yalnızca kimin tarafından önerildiğine değil, hangi bilgiye, hangi birikime ve hangi yöneticilik kabiliyetine sahip olduğuna bakılmalıdır.

Çünkü yanlış bir görevlendirmenin bedelini yalnızca o kurum değil, bazen binlerce vatandaş öder.”

“SADAKAT LİYAKATİN ÖNÜNE GEÇERSE KURUMLAR ZAYIFLAR”

Kamu yönetiminde sadakat ile liyakat arasındaki ilişkinin doğru kurulması gerektiğine dikkat çeken Arslan, kişilere duyulan bağlılığın kamu yararının önüne geçmemesi gerektiğini ifade etti.

“Bir yöneticinin çevresinde kendisini sürekli alkışlayan insanlar bulunabilir. Ancak o yöneticiyi hatalarından koruyacak olanlar, gerektiğinde kendisine itiraz edebilen dürüst insanlardır.

Her söylediğinize evet diyen insanlarla güçlü bir yönetim kuramazsınız. Çünkü yönetim, yalnızca talimat vermek değil, doğru karar verebilmek için farklı görüşleri dinleyebilme sanatıdır.

Bir devlet adamının en büyük başarısı, kendisinden daha bilgili insanlarla çalışabilecek özgüvene sahip olmasıdır.

Devlet kurumları hiç kimsenin şahsi mülkü değildir. Kamu görevi, kişilere verilen bir imtiyaz değil, millet adına üstlenilen bir emanettir.”

“MAKAM ODALARININ KAPISI MİLLETE KAPANIYORSA ORADA YÖNETİM SORGULANMALIDIR”

Vatandaş ile kamu yöneticileri arasındaki iletişimin önemine değinen Arslan, makamların halktan uzaklaşmanın değil, halka ulaşmanın aracı olması gerektiğini söyledi.

“Bir vatandaş devletin kapısını çaldığında kendisini değersiz hissetmemelidir. Bir esnaf derdini anlatmak istediğinde karşısında aşılmaz bürokratik duvarlar bulmamalıdır. Bir anne, bir emekli, bir çiftçi veya bir işçi kamu kurumuna başvurduğunda muhatap alınacağını bilmelidir.

Vatandaşın derdini dinlemeye vakti olmayan bir yöneticinin, o vatandaş adına karar verirken ne kadar sağlıklı değerlendirme yapabileceği sorgulanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki devletin kapısı vatandaşa kapandığında yalnızca bir oda kapanmaz; vatandaşın devlete duyduğu güven de zarar görür.

Makamın kapısı büyüdükçe milletle arasındaki mesafe büyümemelidir.”

“İBN HALDUN’UN DEVLET ANLAYIŞINDAN BUGÜNE ÇIKARILACAK DERSLER VAR”

İbn Haldun’un devletlerin yükselişi ve çözülüşü üzerine geliştirdiği düşüncelere de değinen Arslan, devlet yönetiminde toplumsal dayanışmanın, kurumların ve yöneticilerin davranışlarının belirleyici olduğunu ifade etti.

“İbn Haldun’un ortaya koyduğu tarih ve toplum anlayışı bize devletlerin yalnızca askerî veya ekonomik güçle açıklanamayacağını gösterir. Toplumsal dayanışma zayıfladığında, yöneticiler toplumdan uzaklaştığında ve kamu kaynakları sorumsuzca kullanıldığında devlet düzeni de bundan etkilenir.

Tarih bize şunu öğretmiştir: Bir devletin geleceği yalnızca sınırlarının güvenliğine değil, kurumlarının adaletine ve yöneticilerinin sorumluluk bilincine de bağlıdır.

Bu nedenle devlet adamlığı, bugünü yönetirken yarının hesabını da verebilmektir.”

“BİR YÖNETİCİNİN EN BÜYÜK ESERİ, KENDİSİNDEN SONRA DA İŞLEYEN BİR SİSTEM BIRAKMASIDIR”

Kurumların kişilere bağımlı hâle gelmesinin uzun vadede yönetim sorunlarına yol açabileceğini belirten Arslan, kalıcı başarının güçlü kurumlar inşa etmekten geçtiğini söyledi.

“Bir yönetici yıllarca aynı makamda kalabilir. Ancak kendisinden sonra kurum işlemiyorsa, bütün kararlar yalnızca onun şahsına bağlıysa, yetiştirdiği bir kadro ve bıraktığı sağlam bir sistem yoksa burada gerçek bir kurumsal başarıdan söz etmek güçleşir.

İyi bir yönetici yalnızca kendi dönemini düşünmez. Kendisinden sonra gelecek insanların da başarılı olabileceği bir düzen kurar.

Makamlar gelip geçicidir. İsimler değişir, yöneticiler değişir, dönemler değişir. Fakat devlet kurumları milletin hizmetinde yaşamaya devam etmek zorundadır.

Devlet adamı, kendi adını yaşatmak için değil, milletin geleceğini güvence altına almak için çalışmalıdır.”

“OSMANLI TEŞKİLATI OLARAK SAVUNDUĞUMUZ ANLAYIŞ, MAKAMIN DEĞİL HİZMETİN ÜSTÜNLÜĞÜDÜR”

Osmanlı Teşkilatı’nın tarihî mirasa bakışının yalnızca geçmişteki başarıları hatırlamakla sınırlı olmadığını ifade eden Arslan, tarih bilincinin günümüzün sorunlarına çözüm arayışında da yol gösterici olması gerektiğini belirtti.

“Bizim için Osmanlı mirası yalnızca saraylar, sancaklar ve tarih kitaplarında anlatılan zaferler değildir. Bizim için bu miras, devlet ciddiyeti, adalet arayışı, vakıf kültürü, toplumsal dayanışma ve kamu hizmeti sorumluluğudur.

Ecdadımızı sevdiğimizi söylemek kolaydır. Önemli olan geçmişin tecrübelerinden ders çıkararak bugün daha iyi kurumlar, daha adil bir yönetim anlayışı ve daha güçlü bir toplum oluşturabilmektir.

Osmanlı Teşkilatı olarak makamı bir üstünlük göstergesi değil, sorumluluk olarak gören anlayışın önemini her fırsatta dile getirmeye devam edeceğiz.”

ARSLAN’DAN YÖNETİCİLERE TARİHÎ MESAJ: “KOLTUKTAN KALKTIĞINIZDA GERİYE NE BIRAKTIĞINIZA BAKIN!”

Açıklamasının sonunda bütün yöneticilerin kendilerine zaman zaman aynı soruyu sormaları gerektiğini belirten Osmanlı Teşkilatı Genel Başkanı Mehmet Ali Arslan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Bugün hangi makamda bulunursanız bulunun, bir gün o koltuktan kalkacaksınız. Makam aracınız başka birine tahsis edilecek, odanızın kapısındaki isim değişecek, kullandığınız unvan bir başkasına verilecek.

İşte o gün geriye ne kalacak?

Sizin için dua eden insanlar mı, yoksa ayrılmanızı bekleyen insanlar mı? Kurduğunuz güçlü kurumlar mı, yoksa çözülmeyi bekleyen sorunlar mı? Yetiştirdiğiniz liyakatli insanlar mı, yoksa yalnızca size bağlı olduğu için görev verdiğiniz kişiler mi?

Asıl mesele budur.

Makamın gerçek sahibi millet, makamda oturan ise geçici emanetçidir.

Hiçbir makam insandan, hiçbir unvan adaletten, hiçbir yönetici milletten büyük değildir.

Bizim devlet anlayışımızda yönetici milletin efendisi değil, milletin hizmetkârıdır.

Ve herkes bilmelidir ki:

Tarih, hangi koltukta oturduğunuzu değil, o koltukta otururken kime adalet, kime hizmet ve gelecek nesillere nasıl bir miras bıraktığınızı yazacaktır.”